Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Son 2 Gün!

Efendim tabi ki futboldan hoşlanan ve izlemeyi seven birisi olarak yine futbolla burdayım. Futbol sitesi mi yapsaydım; hayır tabi ki. Daha çok kendimce eleştirel baktığım yönlerini yazmayı seviyorum futbolun. Bu seferki de Uefa Kupası finali olacak. Üç başlıkta eleştirel yaklaşmayı düşünüyorum bu konuya:

1- Mircea Lucescu: Değirmende buğday öğütür gibi teknik direktör öğüten ve bu sebeple nefret ettiğim Türk futbolu'nun zamanın behrinde onca başarısına rağmen iki güzide takımdan da ne acılarla ayrılmış teknik direktör. Bu adam şimdi uefa kupası finalinde. Kaderin cilvesine bakın ki yine o zamanın behrinde Fenerbahçeyi yendiği bir stadda bu finali oynayacak. Efendim Türk futbolunun son örneği de Skibbe idi. Böyle bir beyefendiye Türk futbolu Mourinho çakması, mızmız lakaplı bir teknik direktör getirerek yol verdi bu sezon. Peki o giderken güzide takımımız ne durumdaydı;
-Süper Lig'de Şampiyonluğu kovalıyor,
-Uefa Kupası'nda tüm imkansızlıklara rağmen ilerlemekte,
Peki şimdi nerde?
-Dört hafta önceden lige havlu atmış
-Uefa kupasında onun getirdiği yerden bir dirhem öteye geçememiş...
Lucescu'dan Skibbe'ye bir çıkarım yapmak istedim kendimce..

2- Mesuz Özil: Öncelikle kendisinin kupa finali ile ilgili açıklamasını yazayım buraya;

Takımda oynayan ve Türkiye'de Fenerbahçe'yi tuttuğu bilinen Türk kökenli futbolcu Mesut Özil ise “Küçüklüğümde tuttuğum takımın stadında oynayacağım için mutluyum. Ailem ve çok sayıda arkadaş ve tanıdığım Türkiye'de. Hepsi maça geleceklerini söylediler” diye konuştu.

Sahada tek Türk kökenli oyuncu olacağı için de büyük gurur duyduğunu ifade eden Mesut, “Türklerden büyük destek göreceğimize ve iyi bir maç olacağına inanıyorum” dedi.
Kaynak; tumspor.com

Bu açıklamayı ben okuduktan sonra aklıma iki şey geliyor. İnsan ister istemez arada da kalıyor. Bu kardeşimiz Türk Milli Takımı'nı seçmeli miydi? Kendi şahsi fikrimce oynayabilecek bir futbolcu olduğu için seçmeliydi. Biz burada İstiklal Marşımızı bilmeyen brezilyalı olduğundan dahi şüphe duyduğum zencileri milli yaparken böyle futbolculara ihtiyacımız vardı. Kendi tercihini Alman milli takımından yana yapan bu arkadaşımızın tercihine saygı duymaktan başka çarem olmamakla birlikte o seçiminden sonra kendisine destek olamayacağımı da belirtmek zorundayım. Bu vesileyle de diyorum ki bu açıklama kendisine yakışmadı. Büyük bir gaf bence kendisi için. Tabi bu açıklamada sitenin de yorumunda görüldüğü üzre Fenerbahçe'yi tuttuğu dile getirilen Mesuz Özil hakkında bir karmaşa da bu notkada var olmaktadır. Ben dünya alemin şu habere kadar kendisinin Galatasaraylı olduğunu bildiğini bilirdim. Ya ben yanlış biliyormuşum şu ana kadar ya da kendisi bu açıklamayı yaptı ise dönmek konusunda çok da yeteneksiz olmadığı için eleştiremiyorum.

3- Türkiye'nin kapitalizm konusundaki tavrını daha önce de küçük bir resimle geçtiğimi hatırlayacak olursanız üçüncü konuda da buna değinmeyi planlıyorum açıkçası. Ama uzun uzun değil iki resimle beni rahatsız eden iki şeye sadece. TFF'nin kendi sitesinden aldığım iki resimle bitiriyorum ve sonucu size bırakıyorum. Bu arada ; Başarılar Lucescu ve Skibbe. Kusura bakma Mesut ve Bülent diyorum :)
Resimlere tıklayıp büyük büyük bakınız :







Devamını okuyun...>> Read more...

16 Mayıs 2009 Cumartesi

Obama'ya ithafen.. I have a dream!! :)

Siyahilerin Amerikan tarihinde kat ettigi yol hakkinda bir yazi yazmam gerekiyordu. Kisa ama güzel olmus :D


Black Americans are the result of the triangular trade in the 1620s. They were brought and exploited by their owners as they were slaves. Between 1857 and 1954 they were even not regarded as citizens. In the past, they could not vote without restrictions. The development which contains the election of a black president could not be foreshadowed.
Dorothy Height sets an example about strict quota systems at schools. She was not accepted at a school because of two other black girls; that was enough...


The blacks have been fighting for their civil rights for 54 years and therefor, the electrion of Barrack Obama can be seen as a watershed or a summit of the history of civil rights. Boycotts and demonstrations led to the Civil Rights Act (1964) and Martin Luther King's "dream" is fulfilled by the election of Obama. "Another barrier" was broken now (l.74).



Devamını okuyun...>> Read more...

14 Nisan 2009 Salı

PES 2010

8 Nisan'da duyurusu yapılan Pro Evolution Soccer 2010'un detayları da açıklandı. Oyunun tahminen yine hepsinin çıktığı gibi Ekim 2009 da çıkacağı tahmin edilmekle birlikte yenilikleri oyun dünyasını sallayacak gibi görünüyor. Özellikle de Futbol oyunları arasında baya bir ses getireceği kesin. Oynanış olarak yeni alan savunması, gerçekçi tepkiler ve daha komplike ataklar gerekliliği ile birlikte gole gidebilme gibi bir çok yenilikle gelen bu oyunda artık oyuncuların da oyun etkileri olacak desem ne dersiniz? Mesela iyi orta açan bir kanat topu aldığında ortaya daha fazla oyuncunuz atağa çıkacak. Ya da iyi arapası atan bir orta sahanız topu aldığında daha fazla oyuncu çapraz koşu yapacak. İnanılmaz değil mi? Bununla da sınırlı değil oynanışa getirilen yenilikler. Artık eskisi gibi çalım atıp atıp tek pas gol yok. Tabi var ancak çok kolay olmayacak. Karşı oyuncunun defans özellikleri çalım karşısında o kadar da kolay avlanmamasını sizin oyuncunuzun çalım özellikleri siz ne kadar yetkin olursanız olun o kadar da koyal çalım atamamasını sağlayacak. Bu durumda mecburen komplike pozisyonlara yöneleceğiz. Böylece daha gerçekçi bir futbol çıkacak ortaya. Bunun sinyallerini 2009'da veren PES 2010 da tamamen bir yeniliğe girişmiş artık. Bunun sebebi 0'ın kerametinden midir nedendir bilinmez ama gerçekten bir devrim geliyor gibi. Futbol oyunu tutkunları hatırlarlar 2000 yılı da gerek menejerlik gerek simülasyon futbol oyunları adına bir devrim olmuştu.
Geçelim görsellere. Görsel olarak bakıldığında oyuncuların çok daha gerçeğe yakın olduğunu söylememize gerek bile yok. Yalnız buna eklenen asıl inanılmaz noktalar başka: Oyuncuların artık karakteristik yapıları olacak. Yani bu ne demek şimdi;

Oyuncuların topu alırkenki karakteristik şekillerinden, özel çalımlarına, özel dripling stillerinden, el kol hareketlerine ve tempo farklarına kadar hepsi olacak. Yani İbrahim Üzülmez'in kafasını aut çizgisinde kaldırışını da görebileceğiz sanırım artık. Şut çekerkenki animasyonlara çok daha yenilerinin eklenmesinin yanı sıra dururken ve koşarkenki pasların tepposu ve hızı gibi bir çok şey de değişiyor artık. Yani bu belki de çoğu zaman daha çileden çıkarıcı şeylere hazır olun da demek olabilir dikkatli olun.


Taraftarların tepkileri, deplasman ve ev farkları, yorumcular gibi bir çok atmosfer unsuru da gözden geçirilip yenilendi bu seride.

Tabi ki bir de bu serinin en önemli, hatta serinin tutunma unsurlarından biri olan Master League var ki o da bir evrimden geçiyor bu seride. Öncelikle Master League yöneticilik olarak çok daha geliştiriliyor. Takımınızı artık baya baya yöneteceksiniz. Daha önemlisi çok daha uzun süre yapacaksınız bunu. Bir çok yeni ögeyle de çeşitlendirildiği ifade ediliyor bu modun.

Yeni takım motoru ile basit goller ortadan kalkıyor, takım oyunu önem kazanıyor, oyun hataları gözden geçiriliyor, hakemler daha gerçekçi kararlara zorlanıyor, ve artık hücum sırasında tek değil birden çok oyuncuya hakimiyet sağlanılabiliyor. Çok enteresan değil mi? Artık top hakimiyeti yüksek bir oyuncu topu aldığında savunma oyuncuları açıklara daha çok dikkat edecek. Bir santrafor yalnız topu aldığında öyle gidip yerli malı gibi beklemeyeceksiniz gelsin diye millet. Orta sahalar hızla yardıma koşacaklar. Yani bu da kontra atak olayının tadını inanılmaz arttıracak. Yenilenen penaltı sistemi de yön ve yer tayini konusunu ilerletecek.
Online özelliklerin de geliştirileceği ve daha fazla indirilebilir içerik de eklenileceği haberler arasında.

Hadi bakalım bekliyoruz rakiplerin de bütün bunları az da olsa zorlayacak haberlerini artık.


Devamını okuyun...>> Read more...

Dünyanın Sonuna Doğmuşum Klip

İşte şimdiye kadar izlediğim en anlamlı klip desem yeridir. Sizden de bunu beklerdim..

İyi ki varsın maNga.


Devamını okuyun...>> Read more...

8 Nisan 2009 Çarşamba

Helal Olsun!

Öncelikle Nurcan Taylan ile başlayacağım. Kızcağızın başından geçenlerin büyük bir dönemine de hepimiz birlikte şahit olmuştuk zamanında hatırlarsınız. Bütün bunların ardından halteri bırakma kararı almaya kadar gitmiş almış da ancak Halter Federasyonu Başkanı Hasan Akkuş'un ısrarları ile devam etmeye karar vermiş. Kendisinin buralara gelişindeki zorlukları zaten bilmekteydik bir de bu kişiye ardından bunları yaşatmak hakkı değildi bazılarının ama artık olan olmuş. Hasan Akkuş'a da teşekkürlerimizle birlikte Nurcan'ı da kutlayalım ve birinci "Helal Olsun!" umuzu diyelim. Şimdi ikinciye geçelim;

Bükreş'de devam etmekte olan turnuvada 63 kiloda podyuma çıkan Sibel Şimşek; koparmada ilk çıkışta 103, ardından 105 ve son olarak da 108 kiloyu kaldırdı. Böylelikle altın madalya kazandı. Silkmede ise daha ilk hakkında 125 kiloyu rahat bir şekilde kaldıran Şimşek, ikinci hakkında 128 kiloyu da kaldırdı ve şampiyonluğu garantiledi. Ardından haliyle kalan hakkında denediği 132 kiloda başarısız oldu. Böylelikle 128 kilo ile yarışma tartısı avantajıyla altını kazanmış oldu. Böylelikle toplamda da 236 kiloya ulaşarak üçüncü altınını da kazanmış oldu. İstiklal marşımız okunurken gözyaşlarını tutamayan Sibel hepimizi duygulandırdı tabi ki. Tebrikler Sibel. İkinci "Helal Olsun!"


Ardından Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'den kendisine tebrik telgrafı gittiğini yine haberlerden öğrendik. Teşekkürler Abdullah Gül.

Bundan önce de başarısıyla yine göğsümüzü kabartan, 3 altın kazanan Erol Bilgin'i de gönülden tebrik eder ve başarılarının devamını dilerim. Üçüncü "Helal Olsun!"

53 kiloda Emine Bilgin ve Aylin Daşdelen'in kazandığı 3 gümüş, 3 de bronz madalyayı da canı gönülden kutlar onlarında başarılarının devamını dilerim. Dördüncü "Helal Olsun!"


Son olarak da bugün 85 kilo da podyuma çıkacak olan Erol Sunar'a başarılar dileriz. İyi ki varsınız..


Devamını okuyun...>> Read more...

7 Nisan 2009 Salı

Hayrola Nerden Böyle?

Efendim "hayrola" diye başlamışken söze öncelikle Hande Yener adlı sanatçımızın yeni albümünü tebrikle başlayıp mutlu olduğumuzu dile getirerek girelim konuya;

Üç gün sonunda bir haber izleyebildik hep birlikte. Peki dönüşü nasıl oldu "haber" lerin? Öyle ahım şahım bir haberdarlık mı edinebildik? Hayır tabi ki. Yine başladık "çorabın yırtık, saçında bit var" muhabbetlerine. Acaba benim de içine dahil olduğum garibim halkımı liseli yağız delikanlılarımıza benzetmekle ayıp mı ettim. Neyse bunu sonra düşünürüz. Gel gelelim asıl ipliğin inceldiği yere;

Önemli olan bu "iki gün" dü. Kendileri geldiler. Büyük büyük cümleler kurdular. Hepimizin gönlüne su serptiler. Hissi sempatiden siyasi sempatiye kadar hepsini edindiler gittiler. Gerçekten de "bereketli" oldu Türkiye'mi daha da aptallaştırmak adına. Hatırlıyorum da geçenlerde bir karikatür göredüşmüştüm; Türkler uzun süredir üstünde çalıştıkları %100 koyun insan'ı yaptılar sonunda diye. Gülüp geçiyoruz tabi böyle güzel karikatürlere. Peki ufacık bir teşbih hatası var mı sizce? Bence yok. Boşuna dememişler; 'teşbihte mübalağa olmaz' diye eskilerimiz. Büyük insan, önemli şahsiyet, güçlü karakter, karizmatik kişilik geldiler buraya ve dediler ki:


Aranızı kendiniz bulun, benim tavrım belli.

dedik ki:

Ne güzel artık karışmayacaklar aramızda bir mesele olduğunu kabul buyurdular.

dediler ki:

Ben de bunlardan biriyim.

dedik ki:

Aha bu da bizden.

dediler ki:

Evet

Dedik ki:

Arif abi duydun mu? Türk çıktı bu da. Dünyaya hakim olacaz dünyaya..

Bence burda da teşbihte mübalağa olmadı. Sonuç olarak memleketimizde iki gün ne olmuş ne bitmiş hiç bir şeyi öğrenemedik ona yanarım(?), memleketimizde iki gündür aynı haberlerle biraz daha moronlaştık ona yanarım, soğuyan porsiyon porsiyon yemeği sabaha kadar durduğum tv başında bile yer yer zorla izlemeye maruz kalmaktan midem alt üst oldu ona yanarım. Ardından da kendileri gittiler. Ama nereye? Ama neden? Asıl sorulması gerekenler bunlar gibi geliyor sanki bize. Orada da demesinler şimdi "hekim bu bizdenmiş loo".



Son olarak bugün mevzu bahis şahıs hakkında daha bir geniş çaplı sanaldan dolma bilgi sahibi olabilme amaçlı gezindim biraz ve eski tarihli de olsa bir haber gördüm; birazcık gönlümüze su mu serpiyor desem bu haber yoksa nasıl anlarsanız öyle mi desem bilemiyorum. Haber de şuydu; Kehanetlerinin %80 i tutan bir bulgar teyzem demiş ki;


“Amerika Birleşik Devletleri’nin 44’üncü başkanı (Yani George Bush’tan sonraki başkan) siyah olacak. Bu Amerika’nın göreceği son lider olacak. Çünkü siyahi liderin göreve gelmesinden kısa bir süre sonra ülke büyük bir ekonomik krize girecek.

Kuzey ve güney eyaletler arasında anlaşmazlık çıkacak. Endonezya karışacak. Tüm bunlar Üçüncü Dünya Savaşı’nı başlatacak... Üçüncü Dünya Savaşı’nda ilk kez atom bombası kullanılacak."

Bakmayın öyle ben teyzemin lafını aktardım. Kendisi de 1996'da göçmüş öbür diyara. Öyle siyaset yapmayım mümkün olduunca dedim ama umarım becermişimdir.
Ha bir de efendim kendilerinin bir de sizin bizim gibi blogu var. Umarım kızmazlar vereyim de uğrayın bir çay içmeye. Bu aralar çok meşguller ama ne de olsa 'bizden'. Misafirperverlik bilir.

Hande Yener'e de tekrardan hayırlı olsun albümü diyerek Saba Tümer'e çıktığında bahsi geçen 'fiş saati yarışları' sonuçlarını mevzudan daha fazla merak etmiyor değilim.


Devamını okuyun...>> Read more...

2 Nisan 2009 Perşembe

Türkiye 1 - 2 İspanya


Türk Milli (!) Takımı dün neler yaptı. Maçtan sonra çok yazmak istedim fakat özellikle belirli kişilere çok daha sert olacağım için yazmamaktan yana tercihimi kullandım şu ana kadar. Şimdi başlayalım;

Türk Milli(!) Takımı iki hafta öncesinden amansız (?) bir gazla yüklenmeye başlandı. Taa ki dün geceye kadar. Verdiler gazı, verdiler gazı şişirdiler teknik heyetinden en yeteneksiz futbolcusuna kadar Milli takımımızı ve dün gece sonucu gördük ancak hala hiç bir şeyin farkında değiliz. Diyoruz ki; "Uzatmalarda gelen gol kötü oldu." Skibbe'nin giderken bir açıklaması vardı şuna benzer; "İkinci golü yemeseydik üç olmayacaktı o da olmasa dört olmayacaktı o da olmasa ben gidiyor olmayacaktım." Bu centilmen adamcağızı böyle acizane açıklamalar yapmak zorunda bırakan Büyük Türk futbolu, soruyorum;



1- İki haftadır bütün bu gazlar verilirken, bu takım boğa gibi çarpışmaya, aslan gibi yırtmaya vs vs hazırlanırken kimse neden "Ya bizim bir haddimiz yok mu?" demedi?

2- Hadi gazı aldık ardından iki haftadır seçilen kadrolar sahaya çıkmadan neden hiç kimse bu teknik heyete "Biz pinponcu dedik bu kılkuyruk futbolcu dedi bunlara." Demedi?

3- Hadi sahaya o gazla o pinponcular -genel itibariyle- çıktı da neden kimse "Türkiye Ligi gibi büyük (!) bir ligde büyük hatta kocaman takımlarda yedeğin yedeği olamayan adamları oyuna sokup da pata küte bir yerlere giden kadroyu niye bozdun?" diye sormuyor hala?

4- Yüce TFF'nin sitesinin girişinde 'reklamı geç' linki bile olmadan verilen şu yukarıdaki koca , aslında sorduğum diğer üç sorunun da kökenini teşkil eden, sponsorlarımızın bize verdiği gazın ardından hepimize boğa da değil ufak tosuncuk İspanya'yı yeneceğiz dedirtirken hiç mi vicdanı sızlamadı bunu 'yapanların'?

5- Son olarak da soruyorum ki bütün bu dönencelerin içinde sıkışmış KÜÇÜCÜK kalmış futbolumuz ne zaman yalakalıktan, dönen oyunlardan, kölelikten hatta KÖRLÜKTEN kurtulup da gerekli revizyonlara gidebilecek?

Komik olmayalım arkadaşlar. Maçın analizini yapmaya bile gerek yok. En sevmediğim Gökhan Gönül, Volkan, ve sevdiğim Arda hariç takımda oynayan oyuncumuz yoktu. Kapitalizmin doruklarında dillendirilen İstiklal Marşımızı bırakın; Türkçe' mizi öğrenmeden Milli Takım'ımıza girmiş ve ardından yurt dışına dönmüş oyunculardan tutun İspanya' da bir dönem rüzgar gibi esmiş ama milli takıma gelince adam akıllı iki maç çıkartmamış forvetlerimize mi sitem ediyim. Yoksa gözümüz değil artık burun deliklerimizle bile görebildiğimiz oynamaması gereken oyuncuları takıma sokan, gözümüz değil artık burun deliklerimizle bile görebildiğimiz oynaması gerekenleri takıma almayan, gözümüz değil artık burun deliklerimizle bile topun arkasından koşamayan, takımında yedeğin yedeği olarak kalabilmiş futbolcuları oyuna sokup iş yapan bir iki futbolcuyu da oyuna sokarak tosuncuk (?) ları "Ne yapıyor bu ya bu kadar da yenilmek istenilmez ki," şeklinde aralarında dillendirdikleri cümlelerle ateşleyen teknik heyete mi sitem edeyim? Hani bazan dersiniz ya artık bir durumun karşısında bitmiş hissettiğinizde kendinizi;

Bırak Allah'ını seversen ya...


Devamını okuyun...>> Read more...

25 Mart 2009 Çarşamba

Tata Nano


Daha önce kısa bir bilgilendirme yazısı yazdığım Tata Nano hakkında daha detaylı bilgilerle geri döndüm.

Araç fiyatı 2500 dolar olarak belirlenmiş. Avrupa'da Türkiye ile birlikte 2009'un ilerleyen aylarında satışa sunulacağı söyleniyor. Tabi bu 2500 dolarlık araca 4000 liraya Türkiye'de sahip olmak mümkün değildir ancak 12-14 milyara da varmaz kesinlikle. 7-8 milyara sıfır bir Tata Nano'ya sahip olabileceğimiz umudundayım.


Gelelim aracın özelliklerine;

Araç 2 silindirli 624 cc lik bir motora sahip. Maksimum Torkque ise; 48 NM @ 3000 +/-500 rpm. Hız olarak da tahmin edeceğiniz gibi çok bir şey beklememeliyiz.Maksimum hızı 105 km/saat. Aracın beygir gücü 33 beygir. 4 ileri 1 geri vitesi bulunan aracın boyutları ise;
Uzunluk:3099 mm
Genişlik:1495 mm
Yükseklik:1652 mm


Benzin tankı kapasitesi ise 15 litre olan araç şirinliğini burda da koruyor. Ağırlığı ise 600 kg. Yani şöyle biraz vücut çalışmasının ardından yolda kalınma durumunda tek ayakla itip tek ayakla çalıştırılacak kadar bir şey neredeyse. Yalnız böyle dediğime bakmayın Tata Motors mühendisleri bu ufacık tefecik şey üzerinde 4 yıllarını harcamışlar. En önem verdikleri şey de kafa ve bacakların çok rahat sığabileceği şekilde 4 kişilik bir araç hazırlamak olmuş, iyi de olmuş. Nano piyasaya sürüldüğünde hem standart hem de lüks modelleriyle sunulacak ve böylece otomobil şahsi tercihlere göre kişile özel kullanılabilecek. Sade tasarım stratejisi sayesinde ağırlık en aza indirilmiş ve bu sayede tüketilen enerji birimi için performans en iyi seviyeye ulaştırılmış ve yüksek benzin tasarrufu sağlanmış. Performans, özel tasarlanmış bir elektronik motor yönetim sistemiyle kontrol edilmekte.

Aracı Türkiye'ye getiren İsotlar Grup'a da ayrıca teşekkürlerimizi iletelim.


"Halkın Otomobili" tümcesi ile zihinlerde yer etmeyi planlayan aracın güvenlik performansı ise mevcut gereksinimlerin üstünde. Tamamıyla metal gövdesiyle sağlam bir yolcu bölmesine sahip oluşunun yanı sıra burkulma bölgeleri, zorlanmaya dayanıklı kapılar, emniyet kemerleri, dayanıklı koltuk ve dayanaklar gibi güvenlik özellikleri ile göz doldurmaktadır. Tekerleklerin iç lastiksiz olması ise güvenliği daha da arttırmaktadır.

Aynı zamanda da egzoz emisyon performansı da mevcut gereksinimlerin üstünde olmakla birlikte yeterince çevre dostu da bir şeydir bu ufaklık. Yüksek yakıt tasarrufu da otomobilin düşük karbon dioksit emisyonu olduğunun bir göstergesidir. Böylece hem ekonomik hem de çevre dostudur.

Euro 4 normlarına da uygun olan bu ufacık tefecik içi dolu şey 2008 de Hindistan'da seri üretilmeye başlanmış.

Hakkında çok fazla bilgi bulmanın (özellikle de Türkçe) pek mümkün olmadığı bu ufaklık ile ilgili edindiğim bilgiler için;

Tata Nano Türkiye ve Tata Motors'a teşekkürü borç bilerek yazımı bitiriyorum.



Devamını okuyun...>> Read more...

Trabzon Spor, Kültür ve Turizm Tesisleri



"Trabzon'a çağ atlatır" diyenleri mi ararsınız; "Akyazı beldesinin kenarı, halkın denize girdiği son yerdi, burası da kapanıyor." diyenlerimi. Eleştirilerin içerisinde "iki günde harabeye çeviririz" şeklinde eleştiriler de yok değil tabi. Tüm bunları bir kenara bırakalım da doldurma konusunun deprem'den bu kadar etkilenmiş bir millet olarak karadeniz gibi yüksek tehlikede deprem bölgesi olan bir bölgede ne kadar sağlıklı olduğu da ayrı bir tartışma konusu. Şimdi başta biz baltamızı vuralım da gel gelelim projemize, güzelliklerine, içeriğine ve Trobzon'a katacaklarına;

Trabzon kentinin gelişimine büyük katkı sağlaması planlanan projenin 20011 Avrupa Gençlik Olimpiyatı'na yetiştirilmesi hedefleniyordu bu proje ilk ortaya atıldığında. Fakat şu an için bu biraz mümkün görünmemekle birlikte olsa da seviniriz tabi ki diyoruz. Proje; "Akyazı Projesi" Trabzonspr Yönetimi daha doğrusu yönetimleri arası sorunlara dahi yol açmış: hatta Nuri Albayrak projeyi yapacağını söyledikten sonra bugünkü yönetimi iş başına getiren Faruk Özak yapılamayacağını söylemişti. Oysa ki şimdi bir çok resmi haber sitesinde dahi yer alan ve onay alındığı haberleri artık yapılmış olan bu proje nasıl yapılamayacaktı ayrı bir muamma.

Proje 660 bin metrekarelik bir alanda oluşturulacak Trabzon Spor, Kültür ve Turizm Tesisleri için Trabzonspor'un resmi internet sitesinde de yayınlanan bilgiye göre;

"Trabzon Milli Emlak Müdürlüğü'nden bir yıllık ön izin için kulübümüzce kiralanmış olan, ilimiz Akyazı Beldesi kıyısında deniz dolgusu yoluyla elde edilecek 660 bin metrekarelik alanda oluşturulacak Trabzon Spor, Kültür ve Turizm Tesislerini gerçekleştirmek üzere hazırlanmış olan, Jeofizik, Hidrografik ve Oşinografik İnceleme Raporu, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı tarafından onaylanmıştır. Onaylanan bu rapor, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 7. maddesine göre Kıyı Kenar Çizgisi işli hale hazır haritalara aktarılmış olup Akyazı Belediye Başkanlığı onayına sunuldu" ifadelerine yer verildi.

Hal böyle iken www.ligtv.com.tr'de verilen bir diğer haberde ise;

Trabzonspr Kulüp başkanı Sadri Şener'in içerisinde Racep Tayyip Erdoğan'ın da bulunduğu Ankaraya yaptıkları yoğun ziyaret trafiğinin ardından Başbakan Erdoğan'ın kendilerine; "Yeni stat için ben kendim çalışıyorum. Bunun için yabancı bir yatırımcı buldum. Onunla görüşmeye devam ediyorum. Siz de bulabilirsiniz" dediğini yazıyor.

Sitedeki haberin devamında ise;

Akyazı'daki araziyi kamulaştırıp dolguyu yapmayı da düşündüklerini dile getiren Şener, şöyle devam etti: "Bölgenin kamulaşması konusu bakanlar kurulunda görüşülecek. Mevcut tesislerimize yatırım yapamıyoruz. Sonuç olarak stat işi 2011'e kadar bitecek. Başbakanımıza 'acaba Avni Aker'i rehabilite edebilir miyiz' diye sordum. Şehrin içi olduğu için çevresindeki binaları kamulaştırıp yıkmamız gerekiyor. Bu da kolay değil. UEFA standartlarına gelmemiz lazım. Uzun süredir Avrupa kupalarına katılmadığımız için bu konuda baskı gelmiyor. Ama stadımız bir Şampiyonlar Ligi maçına uygun değil. Bu konuda Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş bir hayli yol aldı. Stat çalışmaları konusunda eski başkan ve yönetim kuruluna teşekkür ederiz. Ortada bir gerçek var. Kulübün parasıyla bu iş olmaz. Devlet desteği gerekiyor."

Şeklinde konuşmaların aralarında geçtiği yazılıyor. Trabzon'u bilmememe rağmen elimden geldiğince yerini de bir resimle izah etmeye çalışıyım artık;


Hadi artık Trabzon için hayırlısı olsun diyoruz. Tüm yerli yersiz, gerekli gereksiz, doğru yanlış, aleyhinde leyhinde eleştirileri bir kenara bırakarak küçük bir de projeyi açıklayıcı tahmini resim ile bitirelim diyoruz:


1- Golf sahası
2- Golf tesisleri
3- Trabzon tesisleri
4- Sporcu villaları
5- Antrenman sahaları
6- Sporcu konaklama tesisi
7- Gençlik ve Spor Bölge Müdürlüğü
8- Spor salonu
9- Kapalı ve açık yüzme havuzu
10- Spor akademisi
11- Tenis kortları
12- Olimpik stadyum
13- Alışveriş merkezi ve residance
14- Rekreasyon alanları
15- Kültür ve kongre merkezi
16- Eğlence merkezi
17- Hastane
18- Otel
19- Otel
20- Otogar
21- Cruise ve yat limanı
22- Liman tesisleri
23- Serbest bölge
24- Akaryakıt istasyonu


Devamını okuyun...>> Read more...

13 Ocak 2008 Pazar

Araba sürücülerinin dikkatine! Marketinizden israrla isteyiniz....

Simdi gayet ilginc ve araba kullanicilari icin bir o kadar da düsündürücü bir konuyu ele almak istiyorum.

Bir kac aydir bende araba kullaniyorum. Otomobillerin insan hayatina kattigi artilar hakkinda tartisma yapmaya bile gerek yok.
Otomobillerin Co2 emisyonu dolayisiyla cevreye verdigi zarari göz önünde bulundurabiliriz ancak Greenpeace üyesi olmayan hic kimse cevreye zarar vermemek icin gidecegi yere arabasi dura dura bisikletle gitmez. Sanmiyorum.
Evet duyarsizlik almis basini gidiyor. Bende onlardan biriyim belki.

Bugün deginmek istedigim konu daha baska. Araba süren herkes bilir otomobiller yüzünden sirta binen masraflari. Yok benzinmis yok tamir masraflariymis yok yag degistirmekmis düzenli olmak üzere...
Amaan ne ki bunlar demek geliyor icimden, daha az dertli daha az masrafli bir yolu yok mu bu araba keyfinin? Benim minik arabamin, az benzin yakmasina ragmen, tamir masraflari baya bi belimi büktü acikcasi. Ve hazir olun. Belki de duymussunuzdur... Bunca masraf arasindan secip yazdigim bu üc masrafin ikisine bir care var (artik). "Artik"'i parantez icerisine aliyorum cünkü bu olay aslinda yaklasik 20-30 yildir varmis. Bir cesit Longlife otomobil yagi var hayatta. Aslinda bir dolduran 20 seneye yakin yag degistirmeden araba kullanabilirmis.
Bir örnek veriyim, Almanya da bir tüccar bir hafta icinde bir kac kez Berlinden Italya ya arabasiyla gitmek durumunda ve bunu arabasindaki "Yagi degistirin" göstergesinde ki yanan sinyale ragmen yapiyor cünkü Longlife yagini kullaniyor.

Ya ben ne diyim bu duruma. Bir yag degistirmek eski bir araba da bile yaklasik 60€ tutuyor. Bu bir is adami icin az bir miktar olsa da bir ögrenci icin cok da az sayilmaz. Üstelik bu yagi kullananlarin otomobillerinde ki motorun ömrü uzuyor ve daha az ariza yapiyor. Iste iki masraf kapisina bir cözüm... Bir tas ile iki kus...

Isin tuhaf yani ise bu yagin mesela Almanya da gizli tutulmasi ve dolayisiyla az kisi tarafindan bilinmesi.
Sebebi ise su;

Yag degistirme islemi bir cok tamircinin ekmek kapisi, yag degistirmek icin tamirciye gelenlere mutlaka baska bir sey satilir ve mutlaka bir masraf daha cikar. Bu yag kullanildiginda bir cok kisinin tamirhaneye gitme orani düser cünkü yagi degistirmeye zaten gerek kalmaz ve araba da az ariza yapar bu yagin sayesinde ve dolayisiyla da tamirhaneler zarar görür.

Bir baska tuhaflik da en ünlü Araba üreticilerin kullanim kilavuzlarina "Yaginizi düzenli olarak degistirmezseniz otomobil ariza yapar" yazmasi. Bu yazi bir cok masum vatandasi tamirhaneye sürükler.

Simdi ne gibi bir iliski var tarmici ve üretici firma arasinda? Bunun aciklamasi da aslinda cok basit. Yukari da yazdigim gibi yag degistirmeye gidince mutlaka bir ariza bulunur ve bir yedek parca satilir sürücüye. Bu yedek parca ise üreticinin kendi malidir, kendi markasidir. Böylelikle bu isten hem tamirciler, hem de üretici firmalar yararlanir.

Sadece sürücüler zarar görenlerdir:) Iste bir örnek daha vatandaslarin kapitalistler tarafindan gördügü zarar ile ilgili.. Evet kücük bir zarar belki.. Ama zarar zarardir, ve önlemek elimizde bu konuda.

Simdi desem ki "herkes bu yagi tanisin alsin ve kâr etsin", bu sefer de kapitalistlerin enteresesini düsünmeden hareket etmis olurum. Ama ne de olsa kapitalist bunlar ya. Bir sekilde gemilerini yürütürler. Baska yol bulun kardesim, biz gereksiz yere masraf etmek istemiyoruz Allah Allah...


Devamını okuyun...>> Read more...

4 Ocak 2008 Cuma

109'un 20'si


Bugün internette gezerken Beyazperde'de de alıntı olarak verilmiş bir listeye rastladım. Kaynak ise indieWIRE.Kuzey amerikanın 109 eleştirmenine sorulmuş ve 2007'nin en iyi filmleri olarak aşağıdaki liste ortaya çıkmış. Ben de bu siteyi şu ana kadar bilmediğim için merak ettim ve bu listeyi ortaya çıkaran siteye bir bakıyım dedim. Peki ya ne gördüm. Bir sinema sitesi ve estetik adına hiç bir şey bulamadım ortada. Her neyse siteyi de merak ederseniz bir bakın.

Liste için;

1 There Will Be Blood
2 Zodiac
3 No Country for Old Men
4 Syndromes and a Century
5 4 ay, 3 hafta, 2 gün
6 I'm Not There
7 Korkak Robert Ford’un Jesse James Suikastı
8 Colossal Youth
9 Killer of Sheep
10 Offside
11 Kara Kitap
12 Once
13 The Diving Bell and the Butterfly
14 Şark Vaatleri
15 I Don't Want to Sleep Alone
16 Regular Lovers
17 Yaratık
18 Southland Tales
19 Into the Wild
20 Ratatouille


Devamını okuyun...>> Read more...

3 Ocak 2008 Perşembe

Bu Mudur?


Efendim yer Taksim meydanı vakit yılbaşı gecesi. Ne olmuş? Turist hanımefendiler tacize uğramış. Tamam güzel de sayın turist hanımefendiler madem ki tacize uğruyorsunuz nedendir bu şikayetsizlik, bu rahatlık.

Şimdi olaya üç değişik noktadan bakmak istedim çünkü dün haberde gördüğümde bu olay içime dert oldu. Birincisi yukarıda da bahsettiğim turist hanımların tacizden kaynaklı bir şikayetlerinin olmaması. İyi hoş ve bu durumda diyorum ki madem ki bu bayanlar şikayetçi olmadı neden bizim yeni yetme gençlerimizden 57 ytl ceza alındı. Şimdi 'ayy ne iğrenç demeyin' bu bayanlar böyle bir konuda şikayetçi olmuyorsa benim mantığım gereğince ceza geretirecek bir durum yoktur. Hatırlıyorum da matematik öğretmeni bir akrabam lisede bir gün bir olayla karşılaşır ve ilk etapta şaşkınlık içerisinde bakakalır. Sonra bir erkek öğrencinin kız öğrenciyi tabri caizse 'şap' diye öpmesinin kızı rahatsız edip etmediğini sormak üzere kızın yanına gider. Giderken de erkek öğrenciyi kulağından tutup oraya kadar sürükler. Kızdan aldığı cevap ise;

'O yapıyor hocam rahatsız değilim'

olunca bu olay karşısındaki şaşkınlığını bir aile içi yemekte bize de aktaracak kadar büyüten sahneyle karşı karşıya kalmış olur. Her neyse; konu fazla dağılmadan bu mantıkla nasıl akrabam olan öğretmen erkek öğrenciyi disipline veremediyse alınan 57 ytl de olmamalıydı diyorum.
İkinci bakış açısına gelince:
Mağdurlardan bir turist hanım diyesiymiş ki; İran asıllı beyefendi bizi orada kurtarmaya çalışıyordu. Ne güzel efendim. İyi yapmış gayet terbiyeli bir iş yapmış eğer böyle yaptıysa. Tabi bizm polisimizin o şahsı da böyle bir durumda cezaya tabi tutması ayrı bir bakış açısı olabilecek de olsa ben başka bir noktadan yaklaşıp bu adamın ertesi gün bir haber kanalında kamera karşısına geçmesinden ötürü ağzına ne gelirse bu beye sayan hanımefendiye bir kaç kelime söyleyeceğim. Ey hanımefendi kamerayı gördüm diye belki de suçsuz adamcağıza bir de koca kanalın haber bülteninde onca insanın önünde ettiğin gurur kırıcı lafların asab defterlerinde kaplayacağı alanı hiç düşündün mü? Hiç sanmıyorum...

Üçüncü bakış açısı ise tabi ki gençlerimizin yaptığı yanlışlıktır. Evet, yine onca önleme rağmen hoş olmayan davranışler sergilenegelmiştir. Olasıdır ve olmuştur da. Oh rahatladım...


Devamını okuyun...>> Read more...

2 Ocak 2008 Çarşamba

Lakshmi

Gecenlerde kücücük bir kizin ilginc varolma hikayesini okudum. Varolma derken öyle olup ve olmamak arasinda kivranan bir insanin felsefei görüslerinden uzak tamamen görünüs ve farkli inanclarla ilgili bir hikaye bu.
Her ne kadar gündemden az cok düsmüs olsa da ibret alinasi bir olay oldugu icin paylasmak istiyorum. Ne de olsa bu tam olarak bir haber sitesi degil, hayata dair yazmak istedim.





Lakshmi Hindistan asilli 2 yasinda bir kiz cocugu. Anne karninda ikizi ile birlesmis ve siam ikizinin gelismemesi üzerine 4 kolu, 4 de bacagi olusmus. Bir parazitin özelliklerine sahip olan o fazlaliklar kizin hayatini tehlikeye sokuyordu.



Buraya kadar "Allah yaratmis tamam, her serde bir hayir vardir, her derdin bir caresi vardir" diyebiliriz aslinda fakat reinkarnasyon'a inanan Hindistan halki bu kizi 4 kollu bir Hint tanricasi olan Lakshmi nin reinkarnasyonu - bir mucize - olarak gördügü icin ona Lakshmi adini verdiler.





Reinkarnasyona inanmayan ben bu olaya gülmek ya da aglamak yerine hic kafami yormamayi tercih ettim cünkü herkesin bakis acisi farkli. Ailesi icin cok zor bir durum olmasina ragmen kapitalistler bu durumdan faydalanmak icin cok kapilarini calmis. Babasi bu durumdan cok rahatsiz oldugunu aciklamisti, hatta Lakshmi yi sakladilar bir süre.


Doktorlarin Lakshmi'nin kesinlikle ameliyat olmasi gerektigini aksi taktirde 16. yasina kadar yasama ihtimalinin olmayacagini söylemeleri üzerine harekete gecildi ...




24 saat süren ameliyat sonrasi doktorlar Lakshmi nin yasayacagini ve ameliyatin cok iyi gectigini acikladilar... iki bacagi ve iki kolu alinan Lakshmi hayatina "normal" bir insan olarak devam ediyor...





Hindistanin reinkarnasyon inanci bir yana ben bu kizi gördükten sonra bir kez daha sükretmeyi hatirladim. iki kolum ve iki bacagima bakarak tekrar sükrettim halime. Basit seylerden yakiniriz, basit problemlerden dolayi isyan bile ederiz belki de. Bize verilenleri hatirlamak cok önemli kanimca.



Konu ile ilgili video:
http://www.n24.de/news_stories/video_player/02399/index.php

Kenancığım türkcesini malesef bulamadim o yüzden almanca video linkini veriyorum.
Görüntüleri görmek anlamak icin yeterli diye düsünüyorum.


kaynakca:
http://www.spiegel.de/wissenschaft/mensch/0,1518,515920,00.html
http://news.de.msn.com/achtgliedriges_maedchen.aspx?cp-documentid=6348413&imageindex=7#


Devamını okuyun...>> Read more...

28 Aralık 2007 Cuma

2007

Bir seneyi daha geri de birakmak üzereyiz. 2008 umarim güzel seyleri birlikde getirir... Alman sitelerinde dolasirken 2007 yilina dair bi arsive rastladim ve farkli kategorilerde 2007 de gündeme oturan bazi olaylari sectim ve yazmak istedim.






18./19.Ocak: "Kyrill" adli kasirga Avrupayi felc eder... 50 ye yakin ölü.









25.Subat: Oscar ödülleri; Kodak Theatre (Los Angeles)
En iyi film: The Departed (Martin Scorsese)








23.Mart: Almanya'nin en ünlü kutup ayisi "Knut"'un basina
acildigi gün... ("Bu ne ki?" diyenlere: O kadar ses getirmisti ki
bu yavru ayi, bu arsiv de de yerini almis bulunmakta...)








3.Nisan: Fransa'nin TGV si yeni hiz rekorunu kirar... 574,8 km/h.







Mayis: Microsoft'un Harita servisi Virtual Earth
(http://maps.live.com) „Bird’s Eye View“ u hizmete sunar..
bir kus gibi dünya daki objeleri seyretmek isteyenlerin
Internet Explorer 6 ya da Firefox 1.5 e sahip olmalari gerekiyor...






Haziran: 1903 yilinnda bulunan mumyanin kadin firavun
Hatşepsut'a ait oldugu bilim adamlari tarafindan tespit edilir..








7.Temmuz: Live Earth küresel isinmaya dikkat cekme amaci
ile organize edilir... 5 kitada 24 saat müzik ve 150 ünlü ile
eglence yoluyla herkesi iklim krizine karsi birlik olmaya davet eder...








Agustos: Abdullah Gül Cumhurbaskani olur...








Eylül: Tenör Luciano Pavarotti pankreas'inda ki tümörden
kurtulmak icin ameliyat olur fakat iyilesemeden vefat eder..








25.Ekim: A380 Airbus ilk ucusunu gerceklestirir... (Singapur)








9.Kasim: Apple iPhone Almanya da satisa cikar...







O Site de yazmayan fakat bana göre Aralik ayinda en aktüel ve carpici sey Istanbul'da hala yasanmakda olan kundaklama olaylari... Ne zaman insan insanin canini yakmakdan vazgecti ki?



(kaynakca: specials.de.msn.com/daswar2007)


Devamını okuyun...>> Read more...

25 Haziran 2007 Pazartesi

Dünya Kupası 2010


2010 Dünya Kupası Avrupa elemelerinin grup sistemi belirlendi.

Futbol Federasyonu'ndan yapılan açıklamada, UEFA İcra Kurulu'nun Michel Platini başkanlığında Heerenveen'de yaptığı toplantıda Avrupa elemeleri grup sistemini belirlediği bildirildi.

Elemelerde 53 ülke mücadele verecek ve gruplar 6, 8 ve 5 er takımlı gruplarda oynanacak.

Lider bitiren takımlar direkt katılacak. En iyi sekiz ikinci takım ise eşleşmeler sonucu playy-off maçlarında karşı karşıya gelecek. Bu elemelerden galip çıkan dört takım ise Güney Afrika'da düzenlenecek kupaya katılma hakkı elde edecek.


Devamını okuyun...>> Read more...

EN TEPEYE ;)<<