13 Aralık 2008 Cumartesi

Pistlerin Efendisi: Dodge Viper SRT10 ACR












O bir yarış arabası, hayır hayır o bir sokak efsanesi, hayır hayır o bir safkan yarış atı....

Arkasından nice söylenilesi şey varken bir kaç kelime de biz edelim;

Bir araba düşünün henüz gördüğünüz anda safkan bir yarış atının burnundan çıkan solukların buharını hissediyorsunuz. Bir araç düşünün içinde siz varken geçtiğiniz sokaklarda muhtemelen bayılan insanlarla karşılaşıyorsunuz. Ve bir araç düşünün ki; içinde olduğunuz andan itibaret kendinizi bir efsane gibi hissedesiniz. İşte bu araç Dodge Viper. Şimdi gelin Viper ın SRT ACR modeliyle daha yakından tanışalım.


Bundan sonra Viper diycez kendisine. Neden derseniz Dodge firması bile artık bu aracın kendisinden çıkıp bir efsane olduğunun farkında ki amblemini bile farklı yapmış. Hal böyle iken ismiyle hitap edelim kendisine değil mi?

Viper serisinin en güçlü modeli olarak dikkati çeken SRT-10 sipariş üzerine ithal ediliyor. Aracın motoru 505 HPlik güç ve 712 NMlik devasa torkuyla öne çıkıyor.Viper SRT maksimum 314 km hıza ulaşabiliyor.


Bu teknik özelliklerden sonra maliyetini söyleyelim orjinal sitesinde; ( viper ) build my own diyerek istediğiniz şekillerde bir viper ne kadar maloluyor bakabilirsiniz. Tabi oraya vergiyi de eklemeyi unutmayalım. Benim istediğim 106,500 dolara maloldu. Sanırsam ömrüm yetmez kendisine. İç dizayna gelince fotolardan da anlaşılacağı üzre insanin içerisine oturunca kendisini uzay aracından daha hızlı bir şeyin içinde hissedebilmesi için her şey yapılmış.

Bütün bunların ardından kendisinin ufak bir detayını vererek bitirelim;
100 Km hıza 3,9 Saniyede ulaşabiliyor. (Eğilelim :) )







Devamını okuyun...>> Read more...

21 Haziran 2008 Cumartesi

TÜRKIYEEE!!!


Sancili bir mac oldu, tam ümitler tükendi, yari final hayali bitti derken Semih yüzümüzü güldürdü. Kücücük cocuklarin göz yaslari sevinc göz yaslarina dönüstü.

Rüstü ye yasli dedik basaramaz dedik, yani bizim burda öyle dendi, ama o bizi utandirmasini bildi. O harika yumruklar ve hirvatlarin 4. penalti vurusunu tutmasi bizi zafere eristirdi.

Yikildi her yer, koptuk biz. Ev terliklerimle sokaga attim kendimi, o ani tam hatirlamiyorum bile. Bindik bir arabaya, gittik merkeze. Sanki Türkiyedeymisiz gibiydi. O kadar kalabalik, herkes birlik olmus, her taraf kirmizi beyaz!

Sesimiz kisik, icimiz kipir kipir karistik kalabaliga.
Buradakiler, yani almanyali Türkler sevinmeyi bildi. Örnek olduk Türkiye ye. Hic kimsenin elinde silah yok; sarkilar, marslar söylendi ama tek bir kursun atilmadi. Sevinmek budur iste.
Haberleri izliyoruz ki, Türkiye de magandalar ön planda. Dokuz yasinda bir kiz kolundan yaralaniyor, babasi caresizce kucaginda hastaneye yetistiriyor kizini. Bu görüntülerle neden karaliyoruz zaferimizi?
Kimbilir kimleri buldu o kursunlar. Ne denilir ki buna. Terimin "Lütfen silahla sevinmeyin" uyarisina uymayanlar bu yaziyi mi okuyup akillanacak? Hayir.

Yari finalde Almanya ya karsi oynayacagiz. Benim icimde bir korku, bir huzursuzluk. Türkiye de yasamayi tercih ederdim su günlerde. Bu maci burada yasamak istemezdim.
Avusturya da hirvatlar iki Türkümüzü öldürmüsler. Burasi da tehlikeli bölgeye o kadar yakinki insan korkuyor.
Olayi söyle aciklayim; almanlar basindan beri bizimle karsi karsiya gelmek istemiyorlardi. Sebep olarak da cikacak olaylari öne sürdüler hep. Takimimizdan korkmalari da olagan bir sebep bence ama su b ir gercek ki, biz onlari yenersek alman holiganlarindan kurtulamayacak sokaga dökülenler. Yenilirsek de onlar tarafindan kiskirtilacagiz ve bizimkilerde uslu durmayacak. Yani buradaki herkes olayin farkinda, alinacak önlemler umarim ise yarar.

Yine de tüm yüregimle Türkiye nin kazanmasini istiyor, takimimiza basarilar diliyorum...


Devamını okuyun...>> Read more...

12 Şubat 2008 Salı

Arsène Wenger,Arsène Wenger, (D. 22 Ekim 1949 - Strasbourg, Fransa) fransız futbol adamı. Arsenal Fc. teknik direkötörü.Futbolculuk kariyeri boyunca Fransa Üçüncü Ligi'ndeki Mutzig, Mulhouse ve Vauban takımlarında savunma oyuncusu olarak futbol oynamıştır. 1978 - 1979 sezonunda birinci lig takımlarından Strasbourg'a transfer olmuş ve sadece üç maç forma giydiği bu sezonda lig şampiyonluğu yaşamıştır. Teknik adamlık kariyerine 1981'de Strasbourg genç takımında başlamış, 1983te Cannes Fc. takımında yardımcı antrenör olmuştur. 1984-1986 arasında Nancy takımının teknik direktörlüğünü yapmıştır. Kariyerinde önemli bir dönüm noktası 1987 yılında As. Monoca takımının teknik direktörlüğüne getirilmesi olmuş, 1994-1995 sezonunda görevinden ayrılana kadar bu takımla 1988 yılında Fransa Ligi şampiyonluğu ve 1991 yılında Fransa Kupası'nı kazanmış, 1992 yılında Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nda Otto Rehhagel'in çalıştırdığı Werder Bremen ile final oynamıştır.1995 yılında Japon takımı Grampus Eight takımında görev almış ve Japonya Süper Kupası'nı kazanmıştır.Kariyerinde ikinci dönüm noktası 1996 yılında Arsenal Fc. takımının teknik direktörlüğüne getirilmesi olmuştur. 2006 yılı itibariyle sürdürdüğü bu görevinde, 1998, 2002 ve 2004 yıllarında üç kez lig şampiyonu olmuş, 1998, 2002 ve 2003 yıllarında üç kez FA Cup'ı kazanmış ve 1998, 1999, 2002 ve 2004'te dört Charity Shield sahibi olmuştur.Avrupa kupalarında ise 2000 yılında UEFA Kupas'nda Galatasaray ile final oynamış ve penaltılarla kaybetmiştir. 2006 yılınd Şampiyonlar Ligi finalinde Barcelona'ya kaybetmiştir.Teknik Direktörlük Kariyeri
1983-1984 AS Cannes
1984-1987 AS Nancy
1987-1994 AS Monoca FC
1995-1996 Nogoya Grampus Eight
1996- Arsenal FC
Şu anda da İngiltere Premier Liginde 26 maçın ardından 5 puan farkla lider durumdalar. Önemli olan Wenger'in genç oyunculardan oluşturduğu, tecrübe sahibi olmayan ve kendi tarafından keşfedilmiş oyunculardan kurduğu bir takımın Premier Ligi gibi zorlu bir ligte önde olması bu bence kendisinin başarısının bir göstergesi diye düşünüyorum ve Futbol adamları içinde sevdiğim saydığım başlıca bi kaç kişiden birisidir kendisine çok saygı duyuyorum.


Devamını okuyun...>> Read more...

19 Ocak 2008 Cumartesi

Peta

Peta (People for the Ethical Treatment of Animals) dünya cabinda bir hayvan koruma dernegi.

Bu kurulus provokatör pankartlar ile insanlari vejeteryan olmaya;






farkli damak tatlari icin hayvanlarin organlarini "yemek pompalama" islemi ile manipule etmemeye;




gerek evcil gerek sokak hayvanlarinin bir kismini sterilize etmeye;




kürk giymemeye;




ve hayvanlara insanligimizla yaklasmaya



ünlülerin de destegi ile davet ediyor...


Siz de bir katki da bulunmak ister seniz www.peta.com ' dan farkli konularda görüslerinizi belirtebilir, hayvansal deneyimleri destekleyen markalari ögrenebilir ya da para destegi yapabilirsiniz. Site hayvanlar ile ilgili güncel konulari genis capli ele aliyor ve cok ilgi cekici videolar ile dünya capinda hayvanlara yapilan muameleyi gözler önüne seriyor.


kaynakca: www.peta.com


Devamını okuyun...>> Read more...

14 Ocak 2008 Pazartesi

BOCCACCIO'70

Boccaccio'70 ismini ünlü İtalyan ortaçağ yazarı Boccaccio'dan almaktadır. Dörtlü 60'ların İtalya'sında geçer ve ismini Boccaccio dan alması ise içinde bulunan dört hikayenin Boccaccio'nun muhtemel yazabileceği hikayeler olması ve onun üslubuyla yazılmış olmasıdır. Hikayeleri birbirine bağlayan en önemli nokta kadın erkek ilişkilerindeki cinsellik. O dönemlerde İtalya'da moda olan bir kaç hikayeyi bir kaç yönetmenin birlikte çekmesi durumunun en güzel örneklerinden olan Boccaccio'70 in içindeki dört hikayenin diğer bir ortak noktası ise kadının gittikçe abaran teşhirine yeri gelip abartılı yeri gelip manalı cümlelerle eleştirel yaklaşması;


"Le tentazioni del dottor Antonio" (Doktor Antonio'nun Günahları)

Ustat Federico Fellini'nin imzasını taşıyan hikayenin bu kısmında Kadının doğurganlığından vazgeçilmesine ince bir eleştiri yöneltilirken hikaye ise Romanın varoşlarında reklam panosu olarak Antonio'nun evinin karşısına koyulan panodan Antonio'nun duyduğu abartılı rahatsızlık ve bunu bir çok resmi kuruma dile getirmesi şeklinde ilerlerken bir anda panonun canlanmasıyla olay fantastik bir hal alıyor. Başrolünde Fellini'nin kızlarından Anita Ekberg oynuyor.



"Il lavoro" (İş)

Hikayenin bu kısmının yönetmenliğini ise Luchino Visconti üstlenmiş. Bu kısımda anlatılan konu ise eşi aristokrat kendisi ise işsiz ve canı sıkılan bir bayanın kendisine iş aramaya başlamasıyla yol almaya başlıyor. Zamanla bu iş arayışlarının sonuçsuzluklarının da etkisiyle iş arayan bayanın vardığı noktayı ise merak edilmeye değer buluyorum. Romy Schneider ve Tomas Milian'ın başrollerini paylaştığı bu bölümde ise daha az eleştiri fakat daha fazla erotizm bizi bekliyor.

"La riffa" (Çekiliş)

Ünlü Kaldırım Çocukları ve daha da ünlü Bisiklet Hırsızları filmlerinin yönetmeni, İtalyan Neorealizmo (Yeni gerçekçilik) akımının da öncülerinden Vittorio De Sica'nın yönettiği Hikayenin bu bölümü Sophia Loren ve Vittorio De Sica'nın ortaya çıkarttığı gerek erotizme gerek aşka gerekse mutluluğa ağır eleştirilerde bulunan ve yeri gelip Loren'in italyan tarzıyla karışık abartılı oyunculuğunu gördüğümüz büyük bir başyapıt olarak karşımıza çıkıyor. Hikayede kendi halinde mazlum bir delikanlının garip bir çekilişle çok güzel bir bayanla arkadaşlık etme hakkı kazanması ve ardından süregelenler anlatılıyor.

"Renzo e Luciana" (Renzo ve Luciana)

Sinemaseverler bu son hikayeye bayılacaklar. Kolleksiyonu özel kılan bu hikayenin Büyük bir usta ve İtalyan komedisinin uçlarından Mario Monicelli'nin çektiği fakat gerek uzun olması gerekse çeşitli nedenlerle İtalya'da gösteriminin hemen ardından toplatılan bu bölüm tam 208
dakika. İtalya hariç Türkiye'de dahil hiç bir yerde gösterime girmeyen bu bölümü sinemaseverler şayet İtalya'da izlemedilerse bu koleksiyon sayesinde ilk kez izleme fırsatı bulacaklar. Bu hikayeyi özel kılan unsurlardan biri ise Italo Calvino'nun bu bölümün senaryosunu üstlenmiş olması olsa gerek.

Sonuç olarak Boccaccio'70 sinemaseverlerin; özellikle de İtalyan sineması ve İtalyan Yeni gerçekçilik akımıyla ilgilenenlerin kesinlikle elinde bulundurması gereken bir film olarak karşımıza çıkıyor. Dönemin parlayan yıldızlarının ve şaşalı yaşamlarının artık ne yazık ki kolay kolay çıkmadığı ya da çıkarılamadığı bu dönemde sinemaseverlerin geçmişteki o efsanevi oyunculardan Sophia Loren ve Anita Ekberg'i izlemenin şevkine, efsanevi yönetmenlerden Vittorio De Sica ve Federico Fellini'nin sanatına şahit olmanın hazzına ulaşabilmek için bu kolleksiyonu izlemelerini tekrar tekrar tavsiye ederek bitiriyorum.


Devamını okuyun...>> Read more...

EN TEPEYE ;)<<